Sanata Evet

3.jpg

KATİB 7. KÖY

AMASYA BULUŞMASI


Yaşar Gündem
13 Temmuz 2019

Karadeniz Tiyatrolar Birliği 7.Tiyatro Köyü Buluşması Amasya’da gerçekleşti. 4-7 Temmuz 2019 tarihleri arasın da gerçekleşen buluşmaya 150’nin üzerinde tiyatrocu katıldı.
Dört gün boyunca yaşanılanları hatırlayalım. Bakalım neler olmuş, kim kime dokunmuş ve nasıl güzellikler, zenginlikler ilişmiş hayatımıza.

3 Temmuz Çarşamba günü Samsun’dan hareket ettik festival alanına, bir gün önce mevzilenmekte yarar var diyerek. Zira festivalin bir kırıntısını bile kaçırmamak esastır. Biz oraya vardığımızda KATİB yönetim kurulu çoktan mevzide yerlerini almış ve planlamaya başlamış, hiçbir ayrıntı atlamadan titizlikle çalışmaya girişmişler bile: Konukların yatacak yerleri, atölye verilecek alanlar, gösteri mekanların kullanımı ve boş kalan zamanda Amasya gezisi...

4 Temmuz Perşembe Birinci gün. Sabah kahvaltı yapılmak üzere yemekhanenin yolu tutuluyor. İlk gün gruplarındaha çok kendi aralarında kaynaşma teleşı sarmış. Tiyatrocu olmanın verdiği hissiyatla herkeste birbirini karşılıklı gözlemleme havası esiyor alanda. Sonradan doğacak samimiyet ve dostluğun çığlığından herkes bihaber. Eski tanıdıklar yenileri grupları kaynaştırma çabası içinde. Festivallere aşina olanlarda senede bir kere görüşüp de ama dün ayrılmış samimiyetindeki doğallık gözden kaçmıyor.

Tiyatro Kum 20'den fazla katılımcısı ve özel yapılmış tişörtleri ile ilk dikkat çeken grup oluyor. Bir de hiçbir öğünde doymak bilmeyen Hacı Ahmet. Enerjisi ve iştahı ile bir anda festival alanının sevgilisi oluyor. Kahvaltı sonrası Kongre Kültür Merkezi'nde toplanıyoruz ve ekiplerin tanışması ve program hakkında detaylı bilgilendirme konuşmaları yapılıyor. KATİB Başkanı Atilla Özgen ve yönetim kurulu üyeleri derslerine çok iyi çalışmışlar. Bütün ayrıntılar düşünülmüş. Bu durum zaten büyük bir heyecanla salonu dolduran 150 sanatçı dostumun enerjisine enerji katıyor ki, görülmeye değerdi. Tüm bunlar yaşanırken 'Köyün Muhtarı' lakaplı ve tüm akçeli işlerden sorumlu Metin Piyale boynundaki mendili ve buharlaşmış gözlük camı ile en eğlenemeyen ve her an akçe bulmaya çalışan duruşu ile beliriyor salonun bir köşesinde.
Bilgilendirme sunumu sonrası hemen atölyelere dağılıyoruz. Bir an önce bilgiyi sünger misali emme telaşındaki katılımcılar koşarak atölyelerine yöneliyor.

Atölye çalışmalarından sonra şehirde kortej için tekrar bir araya geliyoruz.

Her bir tiyatro grubu pankartı, kostümleri ve coşkusu ile katıldı. İstanbul Pat Atölye grubuna ayrı bir paragraf açmak gerek. Yürüyüş boyunca tüm Amasya’nın ilgi odağı oldular. Korteje renk kattılar. Enerjileri ve sevgileri ve elbette kaliteli sunumları ile en büyük alkışı hak ettiler. Açış konuşmaları devamında 'Düşlem' adlı oyununu sunmak için Nezih Yaşar Eyüboğlu sahne aldı. Atıklardan oluşan sahne üstü yardımcıları, bavuldan çıkan malzemelerin sonraki adıma dair yolculukları ve yolculuk sürecinde yaşadıkları beğeni ile izlendi. Yaşar Eyüboğlu hep gülümseyen tavırları ile gönüllere taht kurdu.

Azerbaycan Gence Devlet Kukla Tiyatrosu “Düymecik” adlı çocuk oyununu oynadı sonrasında. Açık alanlarda teknik donanımın yetersiz olması üzülerek söylüyorum gösterinin ilgi ile izlenmesine engel oldu.
Günün sonunda herkes yorgundu ama yüzlerde tebessüm ile süslenmiş bir yorgunluk. Yeni dostluklara atılan adımlar, kurulan arkadaşlıklar, kazanılan yeni bilgiler ve deneyimler, karşılıklı paylaşımlar yüreklerde büyüyüp yüze gülümseyişler şeklinde yansıyordu. Sohbetlerin ve tartışmaların geceye karıştığı geç saatlerde gönülsüz bir biçimde yataklara yönlendik. Biraz uyku ve yarın yeni deneyimler bizi bekliyor.

05 Temmuz Cuma.

Kahvaltı salonunda güler yüzlerin enerjisi ve günaydın nidaları uçuşuyor havada. Dün geceye dair en ufak bir yorgunluk yok kimsede. Aşk varsa tiyatro da var, vücûda gelmiş sanki. Yüzlerce insan başka nasıl bir araya toplanır.

Berna Tunalı’nın Kamera Oyunculuğu atölyesine katıldım. Dört gün boyunca da devamsızlık yapmadım. Yapamadım. Berna hoca karşısında beliren enerjili grubun hepsine dokunmak ve bu kısacık sürede her şeyi paylaşmak istiyor. Herkesi özel hissettiriyor, olumlu önermeler ve dokunuşlar ile bir anda herkesin sevgilisi oluyor. Diğer atölyeleri de merak etmiyor değilim. Alanda çalışanlar, salondan gelen sesler, dersliklerde üretilen kuklalar, tam bir şenlik ve curcuna ve elbette tiyatro köyü.
Ersoy Çelikpazu KATİB’in yönetim kurulu üyesi aynı zamanda köyün tüm teknik işlerinin tek takipçisi. Her şeyci abi. Olmayanı olduran. Sorunun değil çözümün parçası olan bir tiyatro emekçisi.
Özgür Akçay elinde kamerası ile bütün etkinlikleri kayıt altına alıyor. En büyük sıkıntısı sıcak. Hava çok sıcak ve hiç esmiyor. Ama Özgür Akçay’ı bu bunaltıcı hava bile engellemiyor.
Küçükeller Kukla Tiyatrosu kurucusu Fatoş İpekdal Özbenli oyun öğrenme ve kukla yapım tekniği peşinde. Tam bir bilgi avcısı. Çocukları ise oyun oynama derdinde. Ama Sayın İpekdal duyarlı bir anne edasında her iki işi de kotarıyor. Buradan cebine koyacağı bilgilerle daha iyinin, daha nitelikli üretimin peşinde.

Molalarda köşelerde bölgeden gelen tiyatrocuların sohbeti bir yanda, atölyelerden çıkan öğrencilerin temrinlerini tekrarı diğer bir yanda ve uzun eşek oynayan gençlerin enerjisi başka bir yanda... Her yanda bir enerji, bir üretim, bir samimiyet ve doğallık. Samimiyet sözcüğü buluşmaya damgasını vuruyor. Samimiyetle olan her şey eninde sonunda başarıya ulaşıyor. Yeni dostluklar kuruluyor. Arada kamp alanından kaçıp Amasya’da ırmağın kenarında bira içmeye gidenler de oluyor. Nereden biliyorum? Aralarında ben de vardım. Diğerleri kim? Onları söylemeyeceğim. Tatlı bir anı olarak kalacak usumuzda. Bira masasında bile tiyatro ve ülke durumları konuşuluyor. Alanda Samsun Büyükşehir Belediyesinin tiyatro kotarıcıları Saliha Candar ve Avni Ragop beliriyor. Eski dostlarımdır. Ordu’dan WosWos şenliğinden geliyorlar. Bir güzellikten başka bir güzelliğe yolculuk onlarınki.
Saat 16.00 sularında Azerbaycan Gence Kukla Tiyatrosu'nun “Çıngıraklı Kedi” adlı oyunu sergileniyor sahnede. Yorgunluk çökmüş üstümüze. Bir gün önceki açık alanda sergilenen oyunun etkisi ile izlemesek mi diyoruz, uyusak mı çimlerin üstünde. Bu hissiyatta olan kaç kişi var bilmiyorum. Bende böyle bir negatif düşünce oluştu. Neyse ki son anda “haydi izleyelim” düşüncesi hakim oldu. İyi ki de izlemişiz. Çok temiz bir çocuk oyunu izliyoruz. Amasya’dan gelen çocuk seyirci ile beraber kamp alanın da tiyatro emekçileri de salonda. Salon nerdeyse fule yakın. Biz büyükler de çok zevk alıyoruz.

Akşam Samsun Sanat Tiyatrosu’nun “Kuvayı Milliye Destanı” oyunu sergilenecek. Benim oynadığım oyun. Keşke yazının bu kısmını başka biri yazsa da ben okusam. Yine ucundan kenarından yazacağım. Yazmam gerek. Festivale hem katılımcı hem de “Gölgesinde Çınarın “ adlı oyunu oynamak üzere gelmiştim. Oyun günü KATİB başkanı “Aslında Nazım Hikmet’i sergilesen çok iyi olur. Çocuklara ders niteliğinde olur. Üstüne de oyun sonrası konuşuruz." önermesi ve kamp alanında çoğunluğun isteğiyle Nazım’ın oyununa karar veriliyor. Yukarıda bahsettiğim 'samimiyet' bir kez daha gözler önüne serildi.

Dekor ve teknik işlerin ayarlanmasında 'her şeyci abi' Ersoy Çelikpazu ve üniversite öğrencisi Bayram Var’ın katkıları çok kıymetliydi.
Kamp alanında olup da oyuna gelmeyenler vardı elbette. Yorgunluk veya başka programlardan ötürü oyuna gelmemiş olabilirler. Onların kayıbı. Şuraya bir dip not düşmek gerek. Tiyatro kampına geliyorsak, dört gün boyunca bilgiyi, gösteriyi, hocayı ve sanatla ilişkili her şeyi sömürmeliyiz. İçinde bulunduğumuz sanat dalı az sevmekle olmaz. Çok severmiş gibi görünmekle hiç olmaz. Tam anlamıyla samimiyetle sevmek ve Berna Hocanın dediği gibi 'anın içinde olmak'la olur.

Oyuna Dair; 96. kez sergilediğim oyunda o akşam sahnede kendimi çok mutlu ve huzurlu hissettim. Hiç bitmesin dedim. Ama bitti. Göz açıp kapanıncaya kadar. Rejide Özgür Gündem’in başarısı ve sahnede benim samimiyetim Nazım’a yakışır bir gösteri çıkardı ortaya.

Üzüldüğüm şey ise, oyun sonrası reji, oyunculuk ve detay üzerine konuşamamamız oldu. Kampın yoğunluğu ve o kadar hata kadı kızında da olur diyerek, geceyi sonlandırdık. Dekor toplama işi yarına bırakıldı. İkinci günün sonunda kimi dinlenmeye, kimi bir masa etrafında iki kadeh atarak sohbeti koyulaştırmaya çekildi. Biz ise kalabalık bir grup Amasya'nın güzel mekanlarının birinde sanatı, toplumu, aşkı ve sevdayı yatırdık masaya. Ömer Mustafa Yılmaz, Hacı Ahmet, Cengiz Aydoğdu, Özgür Gündem, Mustafa Çolakoğlu, Zafer Karslı ve Osman Karaosmanoğlu saatler 03.00 gösterdiğinde daha sohbete yeni başlamıştık mırıltısı ile konaklama alanlarına yöneldik, bir sonraki günün heyecanı yüzümüzde belirirken...

06 Temmuz Cumartesi.

Rutin kahvaltı kısmı ve sonrası atölyelere doğru uzandık. Günler verimli ve eğlenceli geçse de kampta yorgunluk belirtileri gözlemlenmeye başlandı. Önceki günlerde alanlardaki ki enerjinin yerine, molalarda gruplar halinde çayır çimene uzanılmış sohbet ederken buluyoruz grupları.

Kamp alanında söyleşi var. BKM mutfak ekibinden Hacı Ahmet, nam-ı değer yemek canavarı... İstanbul macerası ve BKM'ye gidişi, bu gidiş yolunda karşılaştığı sıkıntılar ve mücadelesini anlatıyor. Alanda Özgür Akçay da söyleşide bizlerle buluşuyor. Tiyatroların sosyal medyayı kullanması ve gücünü anlatıyor. Tam da yorgunluğun tavan yaptığı bu anlarda, çayır çimendeki söyleşi çok iyi geliyor. Kampın gizli kahramanı bu sosyal medya işine can siperhane kulak kabartıyor. Can arkadaşımız KATİB sosyal medya işlerini kotarıyor. Zonguldak’dan gelen dostlar her kırıntı bilgiyi toplama titizliğindeler. Alanda çok da ön plana çıkmadan her yerde ve her anı değerlendiriyorlar.

Sırada Hacivat Karagöz gösterisi var. Tokat’dan Hacivat Köftecisi Kemal Atangür hayal perdesinin arkasında yerini alıyor. Kemal’in Tokat’da bir köfteci dükkanı var. Dükkanın altında hayal perdesi. Haftanın bir günü gösterisi... Ekmek arası tiyatro tadında... Bu gösteride herkes çok eğleniyor. Kemal ise işini hakkı ile yapıyor. Gösterinin bazı yerleri beni rahatsız etmiyor değil. Özellikle Tuzsuz Deli Bekir’in geldiği ve evlenecek kadına talip olduğu sahne. Karagöz bu isteği engellemek için kadını tanımlarken 'sağır, kör, kolsuz vs vs' bu tarifler engelli vatandaşlarımızın duyarlılığı göz alındığında bir daha gözden geçirirlmeli diye düşünüyorum. Kadının yeri mutfak ve kadındır evde oturmalı gibi imalı yerlere bir daha göz atılmalı derim. Kemal oyun günü geliyor alana. Gösteri sonrası ayrılıyor alandan. Hayal perdesi gibi. Rüya gibi giriyor aramıza tadını bırakıp düşüyor köfteci dükkanı yoluna.

Akşam Pat Atölye sanatçılarının “Kim-lik” adlı gösterileri var. Sokak için hazırlanmış ama sahnede oynanacak. Onlar sahne hazırlığına geçerken alanda samimiyet daha bir demlenmiş. Sohbetler koyulaşmış. Özgül Başoğlu alanda Tiyatro Kum’un korumacısı ve annesi edasında tüm kuzucukları ile ilgileniyor. Telvin Sanat Gülbahar Karaduman alanda en enerjik ve her şeye anında müdahale eden pozitif enerjisi ile geziniyor. Asistanı Sinem ise gülücükleri ile ve her daim beni gördüğünde “Çay içermişiniz hocaaam?” nidası kulaklarımda. Gerze Sakin Tiyatro sakinliği ile nam salıyor alanda. En sakin ve en devamlı öğrenciler. Zonguldak’dan gelen dostlar Engin-Şenay Çöl kamp boyunca katılımcı, uyumlu duruşları ile örnek teşkil ediyor. Yine Zonguldak’dan başka bir ekip Ferdi Kazancıoğlu çok yapmak istediği şeyler var. Bu kampta eminim çok beslendi heybesine kelimeleri doldurdu ve kömür diyarına döndüğünde daha bir nitelikli işlere imza atacak. Hep birlikte heybemize ustaların sözcüklerini ve tecrübelerini doldurup döneceğiz yaşam alanlarımıza. Festivalin üçüncü günü sonlanırken Pat Atölyenin sunduğu gösteriyi duyumsayarak gidiyoruz yatma alanlarına.

'Kim-lik' için birkaç söz söylemeden günü bitirmeyelim. Yurt dışında yapılacak Sokak Tiyatrosu Festivali için hazırlanan gösteriyi sahneye kurguladılar. Çöplüğe dönen dünyamızda, bu atmosferin içinde yaşayan insanlar ve iyi-kötü kavramı hepimizde vardır aslında, yaşam içinde neyi daha çok beslediğimiz kıymetlidir. Yaşam çizgimizi belirleyicidir. Çıkarları doğrultusunda bir birini ezerek yaşamayı seçen ama bunun sonunun olmadığı gibi bir o kadar yorucu ve manasız olduğunu gözlemliyoruz. Birlikte yaşamanın mümkün olduğunun altı çiziliyor. Birlikte daha iyi bir hayat mümkün, cümlesi kazınıyor usumuzun bir kenarına. İnsanlar topluluğunun kendi hikayeleri sergileniyor oyunda.

Benim için en kıymetli olan şey hiç sözcük kullanılmaması. Sözü bir kenara bırakıp, devinim, müzik ve dansla anlatım etkiledi beni ve izleyicileri. Bu akşamda heybeme estetikleri doldurup ayrıldım salondan.

07 Temmuz Pazar.

Tüm festival buluşmaların en berbat günüdür son gün. Huzur ve hüzün bir aradadır. Atölyeler üç güne sığdırdıkları eğitim sonrası üretimlerini sergileyecekler. Katılım belgeleri dağıtılacak. Amasya gezilecek. Herkes şehrine dönüp yeniden üretmeye ve bir sonraki buluşmayı özlüyoruz şimdiden.

Amasya Üniversitesi'ne birkaç kelâm: Dört gün boyunca yemekhane görevlileri hiçbir şeyi aksatmadan ve güler yüzü elden bırakmadan sarıldılar bizlere. En büyük alkışı bu emekçi kardeşlerime gönderiyorum.

Katılımcısı ve eğitimcisi ile 200'ü bulan topluluğa dört gün boyunca sabah, öğlen ve akşam yemeğinde en ufak bir aksaklık olmaması ve yemeklerin lezzeti ile güler yüz bizlerin anılarında yerini aldı.
Ayrıca konakladığım öğrenci yurdu ise ev sahibi gibi değil de bizlerle kampa gelmiş öğrenci gibi samimi ve dostça yaklaşımı da anılarımızdan silinmemek üzere yerini aldı.

Bu gün benim doğum günüm. Ufak bir törenle bunu unutmayan öncelikle oğlum Özgür Gündem’e, Gülbahar Karaduman’a, Arzu Özgen’e, Atilla Özgen’e çok teşekkür ederek bitiriyoruz yazımızı.

Karadeniz Tiyatrolar Birliği 2020